Bacaklarda belirginleşen damarlar, akşamları artan ağırlık hissi, ayakta durdukça şişen ayak bilekleri… Varis çoğu kişide önce “kozmetik” gibi görünür, ama zamanla günlük konforu bozan bir dolaşım sorununa dönüşebilir. İyi haber şu: Günümüzde varis için her zaman klasik ameliyat şart değil. Doğru hasta seçimi ve doğru yöntemle, ameliyatsız varis tedavisi diye anılan uygulamalarla aynı gün içinde işlem yapılıp, çoğu zaman kısa sürede sosyal hayata dönmek mümkün olabiliyor.
Bu yazıda varisin ne olduğundan başlayıp, ameliyatsız yöntemlerin hangi durumlarda tercih edildiğini, lazer ve radyofrekans gibi ısı temelli seçenekleri, köpük tedavisini ve “damar yapıştırma” olarak bilinen yaklaşımı sade bir dille anlatacağım. Elbette her bacak aynı değil; bu yüzden nihai karar, muayene ve doppler ultrason değerlendirmesiyle verilir. Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için doktor değerlendirmesi gerekir.
Varis, en basit haliyle bacak toplardamarlarının genişleyip kıvrımlı hale gelmesidir. Toplardamarlarda kanın yukarı taşınmasına yardımcı olan kapakçıklar düzgün çalışmadığında, kan bir bölgede göllenmeye başlar. Bu göllenme damar içi basıncı artırır; damar duvarı zamanla genişler ve varis görünümü ortaya çıkar. Bazı kişilerde yüzeyde belirgin kabarıklıklar olurken, bazılarında daha çok “ağrı, kramp, yanma, kaşıntı, ağırlık” gibi şikâyetler öne çıkar.
Varisi tetikleyen unsurlar genellikle birbirine eklenir: genetik yatkınlık, uzun süre ayakta kalmayı gerektiren işler, hareketsizlik, kilo artışı, gebelikler, yaşla birlikte damar elastikiyetinin azalması… Bu yüzden varis tedavisini sadece “damarı kapatmak” olarak değil, aynı zamanda yaşam tarzını düzenleyip tekrar riskini azaltmak olarak düşünmek gerekir.
Ameliyatsız varis tedavisi dendiğinde iki ana grup akla gelir. İlki, ameliyatsız ama girişimsel olmayan yaklaşımlardır: varis çorabı, düzenli yürüyüş, bacak elevasyonu, kilo kontrolü gibi. İkincisi ise “ameliyatsız” denmesine rağmen tıbbi olarak minimal girişimsel sayılan işlemlerdir: damar içine kateterle girilerek yapılan lazer veya radyofrekans uygulamaları, ultrason eşliğinde köpük tedavisi, yapıştırıcı (adeziv) ile damar kapatma ve bazı özel teknikler.
Bu yöntemlerin ortak hedefi şudur: Soruna yol açan, geri kaçak yapan damarı devre dışı bırakmak veya küçültmek. Böylece kan, sağlıklı damarlara yönlenir; şikâyetler azalır ve varislerin görünümü çoğu zaman belirgin şekilde hafifler.
Varis tedavisinde “herkese aynı işlem” yaklaşımı iyi sonuç vermez. Çünkü bazen görünen damarlar sadece yüzeyel kılcal genişlemelerdir; bazen ise altta ana toplardamarlarda kaçak (reflü) vardır. Bu ayrımı netleştiren temel inceleme duplex (doppler) ultrason değerlendirmesidir. Doktor, ultrasonla damarların anatomisini ve kan akım yönünü görür; hangi damarın sorunlu olduğunu belirler. Bu yaklaşım, özellikle ana toplardamar kaçaklarında hangi tedavinin daha uygun olacağını seçmek için kritik kabul edilir.
Lazer ve radyofrekans, “endovenöz termal ablasyon” denilen gruba girer. Mantık basittir: Sorunlu damarın içine ince bir kateter yerleştirilir, damar içi kontrollü ısıyla kapatılır. İşlem genellikle lokal anesteziyle yapılır; aynı gün yürüyerek çıkmak çoğu hastada mümkündür. En büyük avantajı, genişlemiş ve kaçak yapan ana damarların hedeflenebilmesidir.
Kılavuzlarda, ana toplardamar kaçaklarının tedavisinde endovenöz ısı temelli yöntemlerin sıkça önerildiği görülür; uygun hastada ilk seçenek olarak değerlendirilebildiği belirtilir.
Köpük tedavisi, damar içine “sklerozan” denilen bir ilacın (köpük formunda) verilmesi ve damarın içeriden kapanmasının sağlanması mantığıyla çalışır. Çoğu zaman ultrason eşliğinde yapılır; böylece ilacın doğru damara gittiği takip edilir. Özellikle belirli çapın altındaki damarlar ve bazı özel senaryolarda etkili bir seçenek olabilir.
Köpük tedavisinin cazip yanı, kesi gerektirmemesi ve bazı hastalarda hızlı uygulanabilmesidir. Bununla birlikte her varis tipi köpük için uygun olmayabilir; damar çapı, kaçak düzeyi ve hastanın genel riskleri değerlendirilir.
Halk arasında “damar yapıştırma” olarak bilinen yöntemlerde, sorunlu damarın içine özel bir tıbbi yapıştırıcı verilerek damar kapatılır. Bazı protokollerde ısı kullanılmadığı için, ısıya bağlı yan etki riskleri açısından farklı bir profil sunabilir. Yine de her yöntem gibi bunun da uygunluk kriterleri vardır; damar yapısı, kaçak seviyesi ve olası riskler doktor tarafından değerlendirilir.
MOCA, damarın içinde mekanik etki ile damar duvarını uyarıp eş zamanlı sklerozan ilaçla damarı kapatma mantığına dayanır. Bazı hastalar için alternatif olabilir. Ancak uzun dönem sonuçlar yöntemler arasında değişkenlik gösterebilir; örneğin bir çalışmada uzun takipte anatomik başarının yıllar içinde azaldığı, buna rağmen klinik şikâyetlerde ve yaşam kalitesinde iyileşmenin sürdüğü raporlanmıştır.
Bazen asıl problem kabarık varislerden çok kılcal damarların oluşturduğu görüntüdür. Bu durumda ultrasonla ana damar kaçaklarının olup olmadığı kontrol edilir; altta kaçak yoksa yüzeyel tedaviler planlanır. Skleroterapi bu alanda sık kullanılan yöntemlerden biridir; seçilmiş olgularda lazer gibi uygulamalar da gündeme gelebilir. Burundaki amaç, şikâyete ve damarın tipine göre en az iz bırakan, en kontrollü yaklaşımı seçmektir.
Herkesin “en iyi” dediği tek bir yöntem yok; en iyi yöntem, sizin damar yapınıza ve şikâyetlerinize en uygun olandır. Ana toplardamar kaçaklarında ısı temelli endovenöz yöntemler çoğu zaman güçlü seçenekler arasındadır; uygun değilse köpük tedavisi gibi alternatifler değerlendirilebilir. Bu sıralama yaklaşımı, varis yönetimiyle ilgili kılavuzlarda da yer alır.
Bazı hastalarda ise önce yaşam tarzı ve varis çorabı gibi konservatif adımlar önerilir. Şikâyetler hafifse, ciltte renk değişikliği veya yara gibi ileri bulgular yoksa, doktorunuz “izlem + destek” yaklaşımını tercih edebilir. Buna karşılık gece krampları, ayakta durmakla artan ağrı, belirgin şişlik, ciltte kahverengi renk değişikliği ya da tekrarlayan yüzeysel pıhtılaşma şüphesi gibi durumlarda daha aktif tedavi seçenekleri gündeme gelir.
Ameliyatsız yöntemlerin “hemen ertesi gün her şey bitti” gibi anlatılması bazen yanıltıcı olur. Çoğu kişi hızlı toparlasa da, damarın kapanma süreci ve dokuların sakinleşmesi zaman alabilir. İlk günlerde hassasiyet, morluk, gerginlik hissi görülebilir. Doktorunuz yürüyüşü teşvik eder; uzun süre hareketsiz kalmamak genellikle önemlidir.
Varis tekrarlar mı? Evet, tekrarlama ihtimali vardır; çünkü varis bir “damar yatkınlığı” zemininde gelişir. Ancak doğru damarın doğru yöntemle tedavisi, şikâyetleri belirgin azaltır ve uzun süreli rahatlık sağlayabilir. Tekrar riskini azaltmak için kilo yönetimi, düzenli hareket, uzun süre ayakta/sabit kalmaktan kaçınma ve doktorun önerdiği durumlarda varis çorabı kullanımı gibi destekler önem kazanır.
Her tıbbi işlemde olduğu gibi burada da riskler tamamen sıfır değildir. Yüzeyel morarma, hassasiyet, damar boyunca sertlik hissi, geçici renk koyulaşması gibi durumlar görülebilir. Nadir de olsa pıhtılaşma, enfeksiyon, sinir irritasyonu gibi durumlar raporlanabilir. Bu yüzden işlem öncesi risk değerlendirmesi, işlem sonrası takip ve doktorun önerilerine uyum kritik rol oynar.
Çoğu hasta işlemi “rahatsız edici ama dayanılabilir” şeklinde tarif eder. Lokal anestezi uygulanan yöntemlerde ağrı genellikle kontrol altındadır. Köpük tedavisinde iğne girişleri hissedilebilir; ısı temelli yöntemlerde ise anestezi sırasında kısa süreli sızlama olabilir. Ağrı eşiği kişiden kişiye değiştiği için, geçmişte yaşadığınız deneyimleri doktorunuza söylemeniz planlamayı kolaylaştırır.
Tedavi edilen damarın kapanmasıyla şikâyetler uzun süre azalabilir; ancak varis eğilimi olan kişilerde yıllar içinde başka damarlarda genişleme gelişebilir. Bu durum “işlem başarısız oldu” anlamına gelmez; daha çok hastalığın doğasıyla ilgilidir. Düzenli kontrol, yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekirse ek “tamamlama” seanslarıyla sonuçlar daha stabil hale getirilebilir. Uzun dönem başarı oranları yönteme ve hasta seçimine göre değişkenlik gösterebilir.
“Daha iyi” sorusunun cevabı, sizin damar çapınıza ve kaçak yapısına bağlıdır. Ana damarda belirgin kaçak varsa endovenöz termal yöntemler sık tercih edilen seçenekler arasındadır; uygun değilse ultrason eşliğinde köpük tedavisi değerlendirilebilir. Hangi yöntemin seçileceği, ultrason bulguları ve klinik şikâyetlerle birlikte karar verilen bir konudur.
Gebelik dönemi, aktif enfeksiyon, yakın zamanda geçirilmiş pıhtılaşma öyküsü, ciddi dolaşım problemi gibi durumlarda yöntem seçimi değişebilir veya işlem ertelenebilir. Ayrıca bazı ilaçlar ve eşlik eden hastalıklar risk değerlendirmesini etkiler. Bu yüzden “komşuma yapıldı, bana da yapılır” mantığı yerine kişisel değerlendirme şarttır.