Miyomlar (rahim miyomu), kadınlarda sık görülen ve çoğu zaman iyi huylu seyreden oluşumlardır. Bazı kişiler yıllarca miyomu olduğunu bilmeden yaşar; bazıları ise yoğun kanama, kasık ağrısı, sık idrara çıkma ya da gebe kalmakta zorlanma gibi şikâyetlerle doktora başvurur. Bu yüzden “miyom tedavisi” tek bir reçete ya da tek bir ameliyat anlamına gelmez. Tedavinin adı kadar, kime, hangi miyom tipinde, hangi hedefle uygulandığı belirleyicidir.
Bu yazıda miyom belirtilerinden başlayıp, ilaç tedavisinden ameliyatsız girişimsel yöntemlere ve cerrahi seçeneklere kadar güncel yaklaşımları anlaşılır şekilde ele alacağım. Unutmayın: Buradaki bilgiler genel bilgilendirme içindir; kesin tanı ve planlama için kadın hastalıkları ve doğum uzmanı değerlendirmesi gerekir.
Miyom, rahim kas tabakasından (myometrium) köken alan iyi huylu kitleler için kullanılan bir isimdir. Miyomlar tek olabilir ya da birden fazla odakta görülebilir. Şikâyetleri belirleyen en önemli faktörlerden biri, miyomun büyüklüğünden çok yerleşim yeridir. Rahmin iç boşluğuna yakın (submukozal) miyomlar daha küçük olsalar bile kanamayı artırabilirken, rahmin dış yüzüne yakın (subseröz) miyomlar daha çok bası hissi ve karında şişlik yapabilir. Rahim duvarının içinde (intramural) yerleşen miyomlar ise hem kanama hem ağrı tarafında etkili olabilir.
Miyom, her zaman belirti vermez. Belirti verdiğinde ise en sık karşılaşılan tablo adet düzeniyle ilgilidir. Uzun süren adet kanaması, pıhtılı kanama, iki adet arası lekelenme, kansızlık (anemi) ve buna bağlı halsizlik, çarpıntı gibi şikâyetler görülebilir. Bazı kişilerde kasıkta dolgunluk, bel ağrısı, cinsel ilişkide ağrı, tuvalete sık çıkma ya da kabızlık gibi bası belirtileri öne çıkar. Nadir de olsa, ani ve şiddetli ağrıya yol açan durumlar gelişebilir; bu tür durumlarda gecikmeden tıbbi değerlendirme gerekir.
“Miyomu yok etmek” her zaman birinci hedef değildir. Tedavi planı çoğunlukla üç soruya göre şekillenir: Şikâyet var mı, miyom yaşam kalitesini bozuyor mu, gebelik isteği var mı? Örneğin belirgin şikâyeti olmayan, küçük ve stabil miyomu olan bir kişide takip yeterli olabilir. Buna karşılık yoğun kanama nedeniyle kansızlık gelişiyorsa, ağrı günlük yaşamı etkiliyorsa veya miyomun konumu gebelik planını zorlaştırıyorsa daha aktif tedavi seçenekleri gündeme gelir.
Burada önemli bir ayrım var: Bazı tedaviler miyomu küçültür, bazıları kanamayı kontrol eder, bazıları da sorunlu dokuyu tamamen çıkarır. Bu yüzden “en iyi miyom tedavisi hangisi?” sorusunun tek cevabı yoktur; “sizin hedefinize en uygun yöntem hangisi?” sorusu daha doğru bir başlangıçtır.
Doktorunuz çoğu zaman önce jinekolojik muayene ve ultrasonla miyomun yerini, sayısını ve yaklaşık boyutunu değerlendirir. Bazı olgularda rahim iç boşluğunu daha net görmek için ek görüntüleme yöntemleri veya özel incelemeler gerekebilir. Planlama sırasında yaş, doğum sayısı, çocuk isteği, mevcut şikâyetlerin şiddeti ve varsa kansızlık düzeyi birlikte ele alınır.
Özellikle “çocuk istiyorum” diyen kişilerde, rahim iç boşluğuna yakın miyomların etkisi daha dikkatle değerlendirilir. Çünkü bazı miyomlar rahim içini bozarak gebeliği zorlaştırabilir veya düşük riskini artırabilir. Buna karşın her miyomu olan kişi kısırlık yaşamaz; asıl belirleyici, miyomun konumu ve rahim içi yapıyı ne kadar etkilediğidir.
İlaç tedavisi çoğu zaman “miyomu tamamen yok etmekten” çok, şikâyetleri kontrol etmeyi hedefler. Özellikle yoğun adet kanaması yaşayanlarda, kanamayı azaltmaya yönelik ilaçlar ve ağrı kontrolüne yardımcı seçenekler gündeme gelebilir. Bazı hormonal tedaviler, belirli dönemlerde miyomu bir miktar küçültebilir; ancak tedavi bırakıldığında miyomun tekrar büyüme eğilimi gösterebileceği de bilinen bir durumdur.
Kanama şikâyeti öndeyse, doktorunuz kanamayı azaltan medikal seçenekleri değerlendirebilir. Miyoma bağlı yoğun kanamada, bazı ilaçların kanamayı azaltmaya yardımcı olabildiği ve yaşam kalitesini iyileştirebildiği belirtilir.
Ayrıca bazı tedaviler “köprü tedavisi” gibi düşünülür. Örneğin ameliyat planlanan hastada miyomu küçültmek, kansızlığı toparlamak veya operasyonu teknik olarak kolaylaştırmak amacıyla kısa süreli hormon baskılayıcı tedaviler tercih edilebilir.
Burada çok kritik bir not var: Miyom tedavisinde ilaç seçimi, kişinin yaşına, kanama tipine, pıhtılaşma riskine, karaciğer-böbrek durumuna ve gebelik planına göre değişir. Bu nedenle “komşuma iyi geldi” yaklaşımıyla ilaç kullanmak doğru olmaz.
Miyom tedavisinde yalnızca klasik cerrahi değil, ameliyatsız veya minimal girişimsel seçenekler de bulunur. Bu yöntemler özellikle rahmini korumak isteyen ya da büyük bir ameliyat istemeyen bazı hastalarda değerlendirilebilir.
Uterin arter embolizasyonu, miyomu besleyen damarlara küçük parçacıklar verilerek miyomun kanlanmasını azaltmayı ve zamanla küçülmesini hedefleyen bir işlemdir. Bu yaklaşımın belirgin şikâyetleri olan birçok hastada semptomları azaltabildiği, “minimal girişimsel” bir seçenek olarak kullanıldığı anlatılır.
MR eşliğinde odaklanmış ultrason (MRgFUS) ise seçilmiş hastalarda, görüntüleme eşliğinde miyom dokusunu hedefleyerek tedavi etmeyi amaçlar. Her miyom tipi bu yöntem için uygun olmayabilir; miyomun yeri, sayısı ve dokunun özellikleri önem taşır. Ayrıca yöntemlerin uzun dönem sonuçları ve yeniden girişim ihtimali kişiden kişiye değişebilir.
Ameliyatsız yöntemlerin güçlü yanı, genellikle daha kısa toparlanma süresi ve rahmi koruma ihtimalidir. Ancak her yöntem “herkese uyar” diye düşünmemek gerekir. Özellikle gebelik planı olan kişilerde, hangi yöntemin daha uygun olduğu konusu kişiye özel değerlendirilmelidir.
Miyom tedavisinde cerrahi, temel olarak iki ana başlıkta düşünülür. Myomektomi, rahmi koruyarak yalnızca miyomların çıkarılmasıdır. Histerektomi ise rahmin alınmasıdır ve genellikle çocuk isteği olmayan, şikâyetleri kontrol altına alınamayan veya farklı tıbbi nedenlerle rahmin alınmasının uygun görüldüğü olgularda gündeme gelir.
[Image illustrating myomectomy (removal of fibroids) vs hysterectomy (removal of uterus)]
Myomektominin hangi yolla yapılacağı, miyomun yerleşimine göre değişir. Rahim iç boşluğuna yakın bazı miyomlarda histeroskopik yöntemle, yani vajinal yoldan rahim içine girilerek çıkarma planlanabilir. Karın içi yerleşimli miyomlarda ise laparoskopik (kapalı) veya açık cerrahi seçenekleri değerlendirilir. Burada amaç, şikâyeti yaratan miyomu etkili şekilde çıkarırken rahim dokusunu olabildiğince korumaktır.
Cerrahiyle ilgili en önemli beklenti yönetimi şudur: Miyomlar çıkarılsa bile, özellikle miyom eğilimi olan kişilerde ilerleyen yıllarda yeni miyom gelişebilir. Bu nedenle “tamamen bitti” değil, “kontrol altına alındı” bakışı daha gerçekçidir. Yine de doğru seçilmiş hastada cerrahi, kanama ve ağrı gibi şikâyetlerde güçlü bir rahatlama sağlayabilir.
Gebelik planı olan kişilerde tedavi kararını etkileyen birkaç hassas nokta vardır. Öncelikle miyomun rahim iç boşluğunu bozup bozmadığı değerlendirilir. Rahim içine doğru büyüyen veya iç boşluğu belirgin etkileyen miyomlar, bazı kişilerde gebe kalmayı zorlaştırabilir ya da gebelik sürecini etkileyebilir. Bu nedenle, çocuk isteği olanlarda “rahim içi şekli” konusu daha fazla önem kazanır.
Öte yandan, her miyom gebeliğe engel değildir. Küçük, rahim iç boşluğunu bozmayan ve şikâyet yapmayan miyomlar çoğu zaman sadece izlenebilir. Burada karar, hem miyomun özelliklerine hem de kişinin yaşına ve gebelik planının zamanlamasına göre verilir.
Şikâyet yoksa veya çok hafifse, miyom küçükse ve hızlı büyüme şüphesi yoksa, doktorunuz düzenli aralıklarla takip önerebilir. Takip yaklaşımında amaç, miyomun büyüme hızını ve belirtilerin değişimini izlemektir. Özellikle menopoza yaklaşan bazı kişilerde, hormon düzeyleri değiştikçe miyomların büyüme hızında azalma görülebilir. Bu yüzden “hemen işlem” yerine “doğru zamanda müdahale” yaklaşımı daha mantıklı olabilir.
İyileşme süresi uygulanan yönteme göre ciddi değişir. İlaç tedavisinde takip, kanamanın azalması ve kansızlığın toparlanması üzerinden ilerler. Embolizasyon gibi girişimsel yöntemlerde ilk günlerde kramp benzeri ağrı ve yorgunluk görülebilir; doktorunuz ağrı kontrolü ve aktivite planı konusunda yönlendirir. Cerrahi sonrası ise toparlanma süresi işlemin tipine göre değişir; kapalı cerrahi genellikle daha hızlı toparlanma sağlayabilir, ancak her vaka kapalı yönteme uygun olmayabilir.
Hangi yöntem seçilirse seçilsin, tedavi sonrası en değerli şey şudur: Şikâyetlerinizin seyrini takip etmek ve kontrol randevularını aksatmamak. Çünkü miyom tedavisi çoğu zaman “tek hamle” değil, gerektiğinde adım adım ilerleyen bir süreçtir.
Miyomların bir kısmı yıllarca aynı boyutta kalabilir ve hiçbir şikâyet oluşturmayabilir. “Kendiliğinden yok olma” daha nadirdir; ancak hormon düzeylerinin değiştiği dönemlerde, özellikle menopoza yaklaşırken bazı miyomlarda küçülme eğilimi görülebilir. Yine de bu durum herkeste aynı şekilde yaşanmaz. Bu yüzden “bekleyelim, geçer” kararı ancak doktorun düzenli takip planıyla anlamlı olur.
İlaç tedavisi çoğunlukla kanama ve ağrı gibi şikâyetleri azaltmayı hedefler; bazı ilaçlar belirli süreyle miyomu küçültebilir. Ancak ilaçların miyomu “kalıcı olarak ortadan kaldırması” genellikle beklenen bir sonuç değildir. Bu nedenle ilaç tedavisi, kimi zaman ameliyat öncesi hazırlık veya şikâyet kontrolü amacıyla tercih edilir.
Ameliyat, her miyomda zorunlu değildir. Şikâyet yoksa, miyom küçükse ve riskli bir konumda değilse takip yeterli olabilir. Buna karşılık kanama yaşam kalitesini bozuyorsa, kansızlık gelişiyorsa, bası belirtileri belirginse veya çocuk isteğiyle ilişkili bir problem düşünülüyorsa cerrahi dahil daha aktif seçenekler gündeme gelir. Karar, miyomun tipi ve kişinin hedefleriyle birlikte verilir.
Embolizasyon bazı hastalarda etkili bir seçenek olabilir; ancak her miyom tipi için uygun değildir. Miyomun yeri, sayısı, kişinin şikâyet profili ve gebelik planı bu kararı etkiler. Ayrıca bazı durumlarda cerrahi veya farklı yöntemler daha uygun görülebilir. Bu nedenle “en iyi yöntem” diye değil, “benim için uygun yöntem” diye düşünmek daha doğru olur.